İNSANLIĞIN YÜZKARASI SİYONİZM 13 Haziran 2025, 12:25
Siyonizm Nedir:
Siyonizm; İsrailoğulları ya da Yahudiler denilen milletin üstün ve ayrıcalıklı olduğu, Nil Nehri ile Fırat nehri arasındaki toprakların ilahları tarafından onlara verildiği inancına dayalı ırkçı bir ideolojidir. Bu toprakları “arz-ı mev’ud” (vaat edilmiş topraklar) olarak nitelendirirler.
Siyonistler bu fikirlerini kutsal kabul ettikleri Tevrat (Torah) ve Talmut isimli kitaplarda yazılanlardan alırlar. Ancak Siyonizm’i benimseyen Yahudilerin arasında dindar olmayan hatta ateist olanlar da mevcuttur. Bunlar ırkçılıklarını ve Nil-Fırat arası bölgeyi gasp etme hedeflerini atalarından kalan bir miras kabul ederler. Bir de Yahudi soyundan olmadığı halde Siyonist olanlar vardır. Bunlar para ya da siyasi destek için Siyonistlerin hizmetine girmiş olan kişilerdir ve Filistin topraklarının Yahudiler tarafından haksız bir şekilde gasp edilmesi için bütün güçleriyle çalışırlar. ABD Başkanı Joe Biden ve İngiltere eski Başbakanlarından Boris Johnson, Yahudi olmadıkları halde Siyonist olduklarını itiraf eden siyasetçilerdendir.
Siyonizm insanlığı iyiye, güzele, doğruya çağırma, yeryüzünde adaleti hâkim kılma gibi bir gaye taşımaz. Aksine Siyonistler, Yahudi ırkının doğal hakkı olduğunu düşündükleri toprakları ele geçirebilmek için her türlü zulmü ve haksızlığı yapmayı kendileri için hak olarak görürler. Filistin’de 100 küsür yıldır yaptıkları bütün zulümler, işte bu görüşlerinin uygulamasıdır.
Siyonizm ideolojisi, 19. Yüzyılın sonlarında örgütlenip teşkilatlanan organize bir hareket haline geldi. Yaklaşık dört asırdan beri sürekli artırdıkları para gücünü kullanarak; paraya tapan kapitalist Batılı ülkelerin yöneticilerini kontrol altına aldılar. Böylece birinci dünya savaşı sonunda Batılı emperyalistlerin işgal ettiği topraklarda ve onların himayesinde silahlı terör örgütleri kurdular, Müslüman Filistin halkına karşı vahşi toplu katliamlar yaptılar, onları topraklarından zorla sürgün ettiler ve dünyanın her yanından alıp getirdikleri Yahudileri buralara yerleştirerek daha önce kurdukları terör örgütlerini sözde devlete dönüştürdüler.
Bugün Yahudi soyundan gelen insanlardan az da olsa bir kısmı Siyonizm ideolojisini benimsememektedir. Bunların bazısı Yahudi dini inancına bağlı olmayan, zulmü benimsemeyen, vicdanlı insanlardır. Diğer bazısıysa dindar Yahudilerdir ama tanrılarının kendilerine vaat ettiği topraklara dönüp oraları ele geçirmek için yine tanrılarının göndereceği Maşiah (Mesih) dedikleri kurtarıcının gelmesini beklemek gerektiğine inanırlar. Onlara göre 19. Yüzyılda ortaya çıkan modern Siyonizm hareketi, Maşiah’ın gelmesini beklemeden, insanların kendi inisiyatifiyle başlatıldığı için dini inançlarına aykırıdır. Dindar oldukları halde Maşiah’ı beklemeden işgal hareketine başlamayı destekleyen Yahudiler ise kendilerince “Maşiah’ın gelmesine zemin hazırlama” şeklinde bir yorum ve bahane geliştirmişlerdir.
Siyonizm ve Irkçılık:
Irkçılık, insanlığın baş belası olan batıl ideolojilerin başında gelmektedir. Çünkü ırkçılık, bir insanın taşıdığı değerlerle değil, mensubu olduğu soyla yüceldiği inancına dayanır. Bu da hiçbir insani değer ve adalet ölçüsü tanımaksızın diğer insanlara karşı hak iddia etmenin önünü açar. Irkçı ideolojinin insan toplulukları içindeki en köklü ve en fanatik örneği ise Siyonizm’dir.
Irkçılığı yasaklayan İslam; insanı kan bağlarıyla değil, taşıdığı değerlerle yüceltir. Efendimizin ﷺ yanındaki en büyük sahabelerden Bilal (ra) Habeşistanlı bir zenciydi. Selman (ra) Farisi, Abdullah bin Selam (ra) ise Yahudi’ydi. Efendimizin ﷺ veda hutbesindeki “Arabın Acem’e (Arap olmayana) Acem’in ise Arap’a üstünlüğü yoktur. Üstünlük takvadadır (Allah’ın dinine bağlılıkltadır)” buyruğu bizler için mihenk taşıdır. Efendimiz ﷺ bizzat kendi kızı Fatıma (ra)’ya babasının peygamber olmasına güvenmemesini, ibadetlerini yapan iyi bir kul olmasını öğütlemişken artık İslam’da kimse kimsenin üstünlüğünü taşıdığı kana bağlayamaz. Üstünlük takvadadır ve takva yani Allah’ın dinine bağlılık; hayatımızın her anını kapsar. İnsan ancak; bireysel ibadetleri gibi diğer insanlarla sosyal, hukuki, ekonomik vb. ilişkilerini de ilahi rızaya uygun bir şekilde şekillendirerek şeref kazanabilir. “Kim zerre miktarı hayır yaparsa onu görür, kim de zerre miktarı şer yaparsa onu görür”. Kötülük yapan bir insanın babasının, dedesinin, büyük büyük dedelerinin kim olduğu; o insanın kötülük yaptığı gerçeğini değiştirmez. Dolayısıyla her bir insanı yükseltecek ya da alçaltacak olan şey onun soyu değil, kendi taşıdığı değerler ve yaptığı işlerdir.
Aslında şeytan da Allah’a isyan ederken ırkçılığın ilk örneğini sergilemiştir. Kendisini Hazreti Adem’le kıyaslarken söylediği “Beni ateşten, onu ise topraktan yarattın. Ateş topraktan üstündür” sözüyle yaratılışı ve hammaddesi itibarıyla doğuştan üstün olduğu vehmine kapılmış, bununla kibirlenmiş ve büyüklük taslamaya çalışmıştır.
İşte İsrailoğulları denilen kavim de bu şeytani ırkçılık ideolojisinin insanlar arasındaki en eski ve fanatik temsilcisi olagelmiştir. Burada çok önemli bir noktanın altını çizmek gerekiyor. İsrailoğulları içinde gelişen Siyonizm ideolojisi Yahudi ırkını yüksek, diğer insanları ise yarı hayvanlar gibi görse de biz onların soyundan gelen insanları doğuştan aşağı ya da kötü olarak görmeyiz. Bir insanı üstün yapacak şeyin de aşağı yapacak şeyin de taşıdığı değerler yani inancı ve yaşantısı olduğu gerçeği İsrailoğulları soyundan gelen insanlar için de geçerlidir.
Bununla birlikte; İsrailoğulları denilen ve Hazreti Yakup’un çocuklarından türeyip çoğalan kavmin tarih boyunca süregelen bazı karakteristik özellikleri vardır. Bunlar büyük çoğunlukları itibarıyla ırkçı, kendi ırklarını diğer ırklar karşısında üstün ve ayrıcalıklı gören, diğer tüm ırkları aşağılayan, bunun için onlarla ilişkilerinde hak hukuk tanımayan, onlara her türlü zulmü reva gören, bencil, para ve dünyevi menfaat düşkünü, dünyaya bağlılıkları sebebiyle ölümden aşırı derecede korkan insanlardan oluşan bir toplulukturlar.
Irkçılıkları, rableri tarafından seçkin kılındıklarına inanmalarından gelir. Öyle ki rablerine nazlarının geçtiğine inanır, onun buyruklarına karşı çıkma ve kararını değiştirmesi için onu zorlama, ona baskı yapma hakkını kendilerinde görürler. Beklenen son peygamberin kendi kavimlerinden gelmediğini anladıklarında onu öldürmeye kalkmaları bundandır.
İçlerinden çeşitli dönemlerde iyi insanlar, hatta birçok peygamberler dahi çıkmıştır. Peygamberler başta olmak üzere bu iyi insanlar, sapkın ve azgın kavimlerini düzeltebilmek için ellerinden geleni yapmış ama her seferinde kendileri azınlıkta kalmış ve onların zulümlerine uğramışlardır. Yani Kur-an’da bu kavimden çokça bahsedilmesi ve kendilerine çokça peygamber gönderilmesi onların üstünlüğünden değil aksine daima yeryüzünde bozgunculuğa öncülük etmiş bir topluluk olmalarındandır. İçlerinden gönderilen çok sayıda peygamber bu ifsat/ bozgunculuk merkezini ıslah etmek için çalışmış ama onlar bozgunculukta ısrar ve istikrar göstermiştir.
Siyonizm’in Tarihteki Kökenleri:
Bugün Siyonistleri ve gerçekleştirdikleri inanılmaz zulümleri çözebilmek için önce İsrailoğullarının tarihini, kendilerine gönderilen peygamberlerin yolundan nasıl saptıklarını, kendilerine indirilen kitapları nasıl değiştirdiklerini, böylece nesilden nesile aktardıkları zulüm kültürünü nasıl geliştirdiklerini anlamak gerekir.
Hazreti Yakup’un 12 oğlundan 10 tanesi birleşip babalarına asi olmuş, kardeşleri Hazreti Yusuf’a zulmetmişlerdi. Sonra bunlar Mısır’da yerleştiler ve soyları orada çoğaldı. Zalim Firavun bunlara da zulmettiği zaman Hazreti Musa tarafından kurtarıldılar ve Sînâ yarımadasına götürüldüler. Ancak çoğunluğu ona ve kardeşi Hazreti Harun’a da nankörlük edip asi oldular. Kendilerine gönderilen bıldırcın ve kudret helvası gibi iki eşsiz nimetten bıkıp bunlara dahi itiraz ettiler. Putperestleri görüp özendiler ve onlara tevhidi öğretmekle vazifeli peygamberleri hazreti Musa’dan kendilerine de put yapmasını istediler. Sonra buzağı şeklinde bir put yapıp ona taptılar. Hazreti Musa’nın cihada çıkma emrini reddedip çöllerde kırk yıl dolaşıp durdular.
(İsrailoğulları) bu kez: "Ey Musa! Onlar orada bulundukları sürece biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidip çarpışın, biz şurada oturuyoruz" dediler.
(Musa): "Ey Rabbim! Ben kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Bizimle şu yoldan çıkmış topluluğun arasını ayır" dedi.
(Allah) "Orası onlara kırk yıl süreyle haram kılınmıştır. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp dururlar. Sen bu yoldan çıkmış topluluk için üzülme!" dedi. (Maide 24-26)
Cumartesi günü avlanma yasağıyla imtihan edildiklerinde buna karşı da bir hile geliştirmeye kalkan çoğunluğu rabbimiz tarafından maymunlara ve domuzlara çevrildi. Hadisi şerifte buyurulduğu üzere bu maymun ve domuzlar üreyemeyip nesilleri tükendi. Diğerlerinin nesilleri insan olarak devam etti ama onların neslinin çoğunluğu da kavimlerinde yaygın olan kötü huyları sürdürdüler.
İşte bu İsrailoğulları Filistin topraklarına geldiklerinde başlarında Talut vardı. Yapılan imtihanı büyük çoğunluğu kaybedince Talut onları ayırdı ve kalan çok az sayıda mümine rabbimiz tarafından fetih bahşedildi. Talut’tan sonra Hazreti Davud ve ardından oğlu Hazreti Süleyman yönetiminde İsrailoğulları Filistin bölgesine hâkim oldular.
Bu peygamberler, Yahudilerin attığı iftiraların aksine fethettikleri topraklarda kimseye zulmetmediler. Yaşlı, kadın, çocuk, bebek demeden herkesi öldürme emirleri, bazı Yahudilerin kendi içlerindeki vahşet duygularıyla değiştirdikleri Tevrat’a sonradan ekledikleri şeylerdir ve hem Allah’a hem de peygamberlerine attıkları iftiralardır. Çünkü Allah kimsenin kimseye zulmetmesini emretmez. Peygamberler de kimseye zulmetmezler. Bilakis onlar, yeryüzünde zulmü engellemeye çalışmakla vazifelidirler.
Peygamberlerin adil yönetiminde kurdukları devletleri onlardan sonra bozup birer zulüm mekanizmasına dönüştürdüler. Bunun ardından üzerlerine gelen Asurlular ve Babilliler tarafından devletleri yıkıldı ve sürgün edildiler. Rabbimiz Kur’an’ı Kerim’de İsrailoğullarının iki kez böyle güce ulaşıp bozgunculuk çıkaracaklarını ve ilkinde olduğu gibi ikincisinin sonunda da helak olacaklarını bildirmiştir. M.Ö. 598 yılında yıkılan Yahuda krallığından 2546 yıl sonra kurdukları İsrail işgal devletinin ayette bahsedilen ikinci yükseliş, zulüm ve bozgunculuk dönemlerine tekabül ettiği anlaşılmaktadır.
|
وَقَضَيْنَٓا اِلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الْاَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّا كَب۪يرًا فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ اُو۫لٰيهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَادًا لَنَٓا اُو۬ل۪ي بَأْسٍ شَد۪يدٍ فَجَاسُوا خِلَالَ الدِّيَارِۜ وَكَانَ وَعْدًا مَفْعُولًا ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَاَمْدَدْنَاكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَن۪ينَ وَجَعَلْنَاكُمْ اَكْثَرَ نَف۪يرًا اِنْ اَحْسَنْتُمْ اَحْسَنْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ وَاِنْ اَسَأْتُمْ فَلَهَاۜ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ الْاٰخِرَةِ لِيَسُٓؤُ۫ا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْب۪يرًا “İsrailoğullarına kitapta şöyle bildirdik: "Andolsun yeryüzünde iki kere bozgunculuk çıkaracak ve muhakkak büyük bir taşkınlık göstereceksiniz. Nitekim bu ikiden birincisinin vakti gelince üzerinize pek zorlu kullarımızı gönderdik ve onlar evlerin aralarına kadar girip (sizi) araştırdılar. Bu yerine gelecek bir vaaddi. Sonra tekrar onlara karşı size yeniden imkân verdik. Sizi mallarla ve oğullarla destekledik ve sayıca daha kalabalık hale getirdik. Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz o da kendi aleyhinizedir. Sonuncu vaad geldiğinde (öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi kötü duruma soksunlar, ilk keresinde girdikleri gibi yeniden Mescid'e girsinler ve ele geçirdiklerini darmadağın edip bıraksınlar. (İsra 4-7) |
İsrailoğulları kendilerine gönderilen Tevrat ve Zebur’u değiştirdiler, peygamber olarak gönderilen Hazreti Zekeriya ve Yahya’yı şehit ettiler. Hazreti İsa’nın da şehit edilmesi için Roma valisini kışkırttılar ama yüce Allah onu onların elinden kurtarıp göğe yükseltti.
Yahudiler son peygamberin geleceğini biliyor ve onu bekliyorlardı. Hazreti Peygamber’i ﷺ gördüler, tanıdılar ama kendi kavimlerinden olmadığı için -çok azı hariç- O’na karşı çıktılar. O’ndan sonra da “vadedilmiş topraklar” dedikleri coğrafyayı ele geçirip kendi ırklarını dünya hâkimi yapacak bir mesih beklemeye devam ettiler.
M.S. 135 yılında Kudüs’ten sürüldükleri için Avrupa’nın birçok şehrine yayılan Yahudiler buralarda Getto denilen, kendi içine kapanık mahallelerde yaşıyorlardı. Toprak sahibi olmadıkları için şehirlerde ticaretle uğraşıyor ve tefecilik yapıyorlardı. Orta çağ Avrupa’sında ekonomi durgun, ticaret ve finans sektörleri zayıf olduğu için, bu sektörlerde faaliyet gösteren Yahudiler de ekonomik açıdan zayıftılar. Hazreti İsa’ya düşmanlıkları, fanatik ırkçı inançları, entrikacılıkları ve içe kapanık yaşamları Hıristiyan Avrupa’nın farklılıkları kabul etmeyen tek tipçi yaklaşımıyla yan yana gelince Avrupa’nın birçok ülkesinde defalarca kez katliama maruz kaldılar, defalarca kez de sürgün edildiler, kovuldular. İngiltere’den 1290, Almanya’dan 1100, 1159, 1348, 1494, 1510 ve 1551, Avusturya’dan 1421 ve 1670, Macaristan’dan 1349 ve 1360, İtalya’dan 1541, 1569 ve 1593, Fransa’dan 1182, 1240-42, 1306, 1321, 1394 ve 1430, İspanya’dan 1492, Portekiz’den 1497, Litvanya’dan 1445 ve 1495, Kırım’dan 1016 ve 1350 yıllarında sürgün edildiler. Bu sürgünlerden bazısı kısmî ve bölgesel, bazısı ise kapsamlı ve ülke genelinde gerçekleşti. 1290 yılında toptan kovuldukları İngiltere’ye dönmelerine ancak 366 yıl sonra (1656 yılında) Cromwell’in iktidarında izin verildi. 1492 yılında İspanya’dan topluca kovulduklarında sığındıkları ve alınıp himaye edildikleri yer ise Müslüman Osmanlı Devleti’ydi.
Yahudiler’in Avrupa Ülkelerinden Kavulup Sürülme Tarihleri
Orta Çağ Hristiyanlarının aksine Müslümanlar hâkim oldukları topraklarda her dinden insanın yaşama ve dini inançlarını sürdürme hakkını kabul ediyordu. “Dinde zorlama yoktur” (Bakara 256) ve “sizin dininiz size benim dinim bana” (Kafirun 6) ilahi buyruğuna teslim olan Müslümanlar bunu hâkim oldukları tüm topraklarda uyguladıkları gibi Filistin’de de uyguladılar. Hem Hıristiyanların hem de Yahudilerin burada yaşamalarına ve dini inançlarını sürdürmelerine izin verdiler.
Yahudilerin Avrupa ve Amerika’da Zenginleşip Maddi Güç Kazanmaları:
Avrupalı emperyalistler 1492’de Amerika kıtasını keşfedip buradaki yerli halkları soykırıma uğrattıktan ve kıtadaki yeraltı ve yerüstü zenginlikleri hudutsuzca sömürdükten sonra Avrupa’da ciddi bir sermeye birikimi meydana geldi. Sermaye birikimiyle birlikte ticaret ve finans sektörleri büyüyüp gelişirken bu sektörlerde tecrübe sahibi olan Yahudi tüccar ve tefeciler de güç kazanmaya başladılar. Yüzyıllara yayılan süreç içinde adım adım güçlenip devlet yönetimlerine etki etmeye başladılar. Özellikle tefeci Rothschild ailesinin 19. Yüzyıl başlarından itibaren İngiltere ve Fransa başta olmak üzere çeşitli Avrupa devlet yönetimleri üzerinde kazandığı etki meşhurdur.
1776 yılında İngiltere’den bağımsızlığını ilan eden ABD de büyük bir ekonomik güç potansiyeline sahipti. Bu durumda Yahudi tefeci ve yatırımcılar Amerika’ya da el atmakta gecikmediler. İleride Amerika’daki en etkili Yahudi kuruluşlarından olacak B’nai B’rith 1843 yılında kurulduğunda bu ülkede sadece 20.000 Yahudi vardı. Kuhn, Loeb, Schiff, Warburg gibi Avrupa kökenli Yahudi aileleri ABD ekonomisi ve siyasetinde giderek güçlendi. J.D. Rockefeller ve J.P. Morgan gibi resmen Hristiyan görünseler de haklarında Yahudi dönmesi olduklarına dair iddialar bulunan büyük zenginler ve aileleri de Yahudi sermayeyle iktisadi/ siyasi tam bir iş birliği içine girdi.
Yahudi sermayesi, paraya tapan Batılı kapitalist ülkelerdeki ekonomik ve siyasi gücünü böylece artırmaya devam ederken diğer yandan Yahudi azınlığa karşı Hristiyan toplumlarda var olan antipati ve dışlayıcı tutum da devam ediyordu. Her ne kadar 1789 Fransız ihtilali ve izleyen süreç Avrupa’da kilise kurumunun etkisini ve Yahudilere karşı dini motivasyonlu baskıları azaltsa da bu kez ırkçılık motivasyonlu bir baskı dalgası kabarmaya başladı. 19. Yüzyıl sonlarında Rusya ve Polonya başta olmak üzere özellikle Doğu Avrupa ülkelerinde artan baskılar dünya Yahudilerinde infiale yol açtı. 1894 yılında Yahudi asıllı Fransız yüzbaşısı Alfred Dreyfus’un Alman ajanlığı suçlamasıyla Fransa’da tutuklanması Yahudiler içindeki infiali artırdı ve kendilerine ait bir devlet kurma fikrini alevlendirdi.
İtalya- İngiltere Yahudilerinden olup İngiltere’de Sir unvanı verilen, ayrıca Rothschild’ın kayın biraderi olan Moses Montefiore (1784-1885) 1837 yılından itibaren Filistin’deki Yahudi topluluğunu geliştirmeye yönelik ciddi yatırımlar yapmaya başlamıştı. Bu ırkçı Siyonist 1860 yılında “Filistin Yahudilere ait olmalıdır” dediğinde Filistin ülkesinde sadece yedi bin civarında Yahudi yaşıyordu.
Yaşadığı dönemde Avrupa’nın en zengin 5 kişisinden birisi olan Almanya Yahudisi Baron Maurice de Hirsch (1831-1896) ise Kıra Avrupası, Rusya, İngiltere ve ABD Yahudilerinin kalkınması için büyük harcamalar yapmıştı. Ayrıca 1891’de kurduğu Jewish Colonisation Association (Yahudi Kolonizasyon Derneği) ile Arjantin, ABD ve Kanada’da koloniler kurarak Doğu Avrupa ve Rusya’da baskı altında olan Yahudileri buralara yerleştirmeye başlamıştı. Kurduğu bu dernek, 1897’de Dünya Siyonist Örgütü’nün (WZO) kurulmasından sonra Yahudileri Filistin’e yerleştirmeye odaklanmıştır.
|
Filistin’e organize Yahudi göçü 1881-1903, 1904-1914, 1919-1923 arası dönemleri kapsayan üç dalga halinde başladı. (Yahudiler bu göç dalgalarına birinci, ikinci ve üçüncü aliyah derler). |
1881 yılında yapılan nüfus sayımı sonuçlarına göre Filistin’de sadece 9.187 Yahudi yaşıyordu. Güney Afrika doğumlu Laurence Oliphant isimli İngiltere ajanı Hıristiyan Siyonist, 1879 yılında Filistin’e Yahudi göçünü organize edecek bir tasarıyı Sultan 2. Abdülhamid Han’a sundu. Tasarıda, Yahudilere verilecek araziler karşılığında Osmanlı Devleti’ne yüksek ücretler verileceği de yer alıyordu. Teklifi reddedilen Oliphant 1882 yılında Hayfa’ya yerleşti ve 1888’de ölene kadar Siyonist fitne faaliyetlerine devam etti.
Böylece dışarıdan Yahudi getirerek bölgenin nüfus yapısını değiştirmeye yönelik organize hareketlenmelerin başladığını fark eden Sultan II. Abdülhamid Han, Mart 1883’te dışarıdan gelen Yahudilerin Filistin’de mülk almasını ve Filistin’e yerleşmesini yasaklayan bir yasal düzenleme yaptı. Ancak Yahudiler buna karşı, rüşvetle kendilerini Filistin’in yerlisi gibi gösteren sahte belgeler düzenletme ve kaçak yollarla dışarıdan gelip bölgeye yerleşme yöntemlerini kullanmaya başladılar.
Modern Siyonizm’in Ortaya Çıkışı:
Yahudilerin içinde bu tür hareketlenmelerin yaşandığı bir dönemde ortaya çıkan Theodor Herzl (1860-1904) isimli Macaristan Yahudi’si olan bir gazeteci 1896 yılında “Yahudi Devleti isimli kitabı yazdı. Bu kitabın geniş yankı uyandırmasının ardından 29 Ağustos 1897’de İsviçre’nin Basel kentinde dünyanın her yerinden Yahudi temsilcilerin katıldığı 1. Siyonist Kongre’yi toplayarak Dünya Siyonist Organizasyonu’nu (WZO) kurdu. Kongrede, Filistin’de 50 yıl içinde bir Yahudi devleti kurma ve 100 yıl içinde büyük İsrail hedefine ulaşma hedefi belirlendi. Ancak o tarihte Filistin’de sadece 23.662 Yahudi yaşıyordu ve bunlar nüfusun %4’ünü oluşturuyordu. Siyonistler, başka bir devlete ait olan ve başka bir milletin yaşadığı topraklar üzerinde devlet kurabilmek için para, şantaj, propaganda, lobicilik ve terör dahil her şeyi kullanmaya başladılar.
1901’de, Filistin’de toprak almak için ve başka ülkelerdeki Yahudileri getirip buraya yerleştirmek için “Yahudi Milli Fonu” oluşturuldu. Siyonistlerin devlet kurabilmek için nüfusa ihtiyaçları vardı. Doğu Avrupa ve Rusya Yahudileri Filistin’e göç etmeye daha yatkındı ama zengin ve rahat bir yaşam süren orta ve batı Avrupa Yahudileri Filistin’e göç etmek istemiyordu. Filistin’de devlet kurmak için inançları gereği Mesih’in gelmesini bekleyen dindar Yahudiler de Siyonizm’e karşı çıkıyordu. Siyonistler; bazen iknayla, bazen zorla, bazen rahatlarını kaçırarak, rahatlarını kaçırmak için azınlık düşmanı Avrupalı ırkçılarla iş birliği dahi yaparak Batı Avrupa Yahudilerinin ve dindar Yahudilerin önemli bir kısmını orta ya da uzun vadede kendi yanlarına çektiler.
Hedeflerini gerçekleştirmek için harekete geçen Herzl, önce dünyadaki Yahudi para babalarıyla görüşüp birçoğunu ikna etti ve desteklerini arkasına aldı. Ardından Osmanlı Padişahı Sultan II. Abdülhamid Han’la 17 Mayıs 1901’de görüşme yaparak Yahudileri Filistin’e yerleştirme karşılığında Osmanlı Devleti’nin tüm dış borçlarını ödemeyi ve üstüne büyük bir finans sağlamayı teklif etti. Sultan 2. Abdülhamid Han bu teklifi reddettiği gibi, Yahudilerin Osmanlı yasalarına rağmen rüşvet verip sahte belgeler düzenleyerek toprak almalarını ve kaçak yollardan gelip Filistin’e yerleşmelerini önlemek üzere denetimleri de artırdı. Büyük Padişah, o gün bugündür Siyonistlerin ve Siyonist güdümlü tüm odakların başlıca hedeflerinden olmuştur. Öyle ki 1909 yılında darbe yapıp tahttan indirmelerine rağmen ondan hırslarını alamamışlardır. Siyonistler ve yancıları hala her fırsatta O’nun aleyhine konuşmaya, her bahaneyle O’na saldırmaya devam ederler.
Osmanlı Devleti var oldukça ve başında da Sultan 2. Abdülhamid gibi padişahlar bulundukça amaçlarına ulaşamayacaklarını gören Siyonistler, önce bu büyük padişahtan, sonra da bu devletten kurtulmak için seferber oldular, içinde önemi bir lobi gücü geliştirdikleri Batılı emperyalist devletleri de seferber ettiler.
Kadrolarında birçok Siyonist, Hıristiyan ve ateisti barındıran, büyük çoğunluğunu da masonların oluşturduğu İttihat ve Terakki örgütü, suikast ve terör de içeren eylemlerini 1901’den sonra yoğunlaştırıp 1909’da Sultan 2. Abdülhamid’i darbe yoluyla devirdikten sonra Yahudilerin Filistin’e göç etme ve toprak alma engellerini kaldırdı. Bununla da kalmayıp Osmanlı Devleti’ni 13 yıl içinde tamamen yıktı. 1909-12 arasında (ilk 3 yıl içinde) Balkanlar ve Trablusgarp (Libya) kaybedildi, sonra Almanya’nın yanında 1. Dünya Savaşı’na girilerek ülkenin her yerinin işgaline yol açıldı. Bu arada İngiliz orduları da 9 Aralık 1917'de Kudüs’ü işgal ettiler.
Her milletten hainler çıkabilir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Arapların içinden de az bir oranda hain çıkmıştır. Ancak Arapların büyük çoğunluğu İngilizlere ve Fransızlara karşı Osmanlının yanında yer almıştır. Bu durum Filistinli Araplar için de geçerlidir. Filistinliler, Millî Mücadele sırasında da cami minareleri dahil her platformda Türkiye’nin kurtuluşu için toplu dualar ettiler ve yardım kampanyaları düzenlediler. Savaş bitip Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra da yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlanmak için mücadele etmiş ama bunu başaramamışlardır.
Siyonistler ve emperyalistler ise bu gerçeklerin üstünü örtmek ve Müslümanları bölüp birbirine düşman etmek için Araplar arasında “Türkler sizi sömürdü” yalanını, Türkler arasında da “Araplar size ihanet etti” yalanını yayarlar. 100 senedir de yaymaya devam ediyorlar.
Filistin halkının daima karşılıklı sadakat bağlarıyla bağlı olduğu Osmanlı Devleti’nin yıkılması ve yine bu halkın yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma taleplerinin de gerçekleşmemesi sonucu İngiliz işgaline ve Siyonist istilaya karşı sivil direniş hareketleri artık Filistin’in tek beşeri dayanağı haline gelmiştir.
